DEVRE TATİL SÖZLEŞMELERİNDE “CAYMA HAKKI”NIN KULLANILMASI ÖZELİNDE “TECRÜBE VE MUAYENE” KOŞULU
- avbarisozbay
- 3 Oca
- 4 dakikada okunur

Devre tatil sözleşmeleri, genel olarak tüketiciye yılın belirli dönemlerinde, bir taşınmazı -çoğunlukla bir tatil tesisini- kullanma hakkı veren, kendine özgü (sui generis) bir sözleşmedir. Bu sözleşmeler, Türk Borçlar Kanunu (TBK)’ndaki bilinen ve yerleşik sözleşme tiplerine doğrudan girmeyip hizmet, kira ve satış unsurlarını bir arada barındıran karma ve kendine özgü niteliktedir.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 50 nci maddesindeki ifadesi ile "(1) Devre tatil sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı veren sözleşmelerdir.”
Tüketicinin korunması amacıyla, devre tatil sözleşmeleri 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK)’da ayrıca düzenlenmiş olup, tüketici hukukundan kaynaklanan yargılamalarda çok sık ihtilaf doğuran bir hukuki ilişkidir. Bu bakımdan belli biçimsel koşulların varlığı halinde geçerlilik kazanan bu sözleşmelerde, özellikle yasadan kaynaklı cayma hakkının kullanılması büyük önem taşımaktadır. Nitekim Devre Tatil ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliği'nin 7 nci maddesi "(1) Tüketici, bu Yönetmelik kapsamında düzenlenen sözleşmelerin kurulmasından itibaren on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin cayma hakkına sahiptir.” hükmü ile tüketiciyi koruma altına almak istemiş; ancak hakkın kötüye kullanılmasını önlemek adına bunu bir süre ile sınırlamıştır.
Tam da bu noktada tüketicinin, sözleşme konusu tatil hakkını, yüksek mahkeme uygulamasındaki tarifi ile “tecrübe ve muayene” (deneme ve gözden geçirme) imkânına sahip olup olmadığı hususu cayma hakkının kullanılmasında son derece önem arz etmektedir. Zira devre tatil sözleşmesinin uygulamada pazarlanması çoğu zaman tüketicinin ürünü/kullanıma esas taşınmazı bizzat görmeden, yoğun tanıtım ve ikna yöntemleriyle karar vermesine yol açmaktadır. Dolayısıyla yasada belirtilen sürenin sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlüğe girmeyeceği; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219.maddesine kıyasen tecrübe ve muayene kaydıyla satışın gerçekleşeceği hükmüne uyarlı biçimde kullanılacak yerin görülüp kayda alınması ile cayma hakkının doğacağı kabul edilmektedir.
Nitekim, yüksek mahkeme uygulaması da bu çerçevededir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 14.04.2025 tarihli bir kararında:
“(…) Devre tatil/devre mülk sözleşmeleri açısından 6502 sayılı Kanun’un 50. maddesinin mülga 9. fıkrası ile tüketiciye ön ödemeli satış sözleşmelerine dair genel hükümlerden ayrı bir dönme hakkı tanınmıştır. Bu maddeyle amaçlanan, sözleşme bedelini henüz karşı taraf edimini ifa etmeye başlamadan ödeyen ve bu suretle satıcının bir anlamda finansmanını sağlayan tüketicinin daha etkin bir biçimde korunmasını sağlamaktır.
Anılan fıkra “Devre tatile konu taşınmazın ön ödemeli satılması durumunda, devir veya teslim tarihine kadar tüketicinin herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı vardır. Sözleşmeden dönülmesi durumunda satıcı, sözleşme bedelinin yüzde ikisine kadar tazminat talep edebilir. Satıcı, yükümlülüklerini hiç ya da gereği gibi yerine getirmezse tüketiciden herhangi bir bedel talep edemez. Sözleşmeden dönülmesi durumunda, tüketiciye iade edilmesi gereken tutar ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belge, dönme bildiriminin satıcıya ulaştığı tarihten itibaren en geç doksan gün içinde tüketiciye geri verilir. Satıcının aldığı bedeli ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belgeyi iade ettiği tarihten itibaren, tüketici on gün içinde edinimlerini iade eder” şeklindedir. 7392 sayılı Kanun ile 6502 sayılı Kanun’a eklenen 4/A maddesinin 4. fıkrası ile ön ödemeli devre tatil sözleşmesi yapılması imkânı ortadan kaldırılmış ve bu yasağa paralel olarak 50. maddenin 9. fıkrası da 8. madde ile mülga edilmiştir.
Kanun koyucu bu düzenleme ile tüketiciye, ön ödemeli sözleşme ile devraldığı devre mülkün devir ve teslim anına kadar, herhangi bir gerekçe göstermesine gerek duymaksızın sözleşmeden dönebilme hakkı tanımış, ancak caymadan farklı olarak bu hak kullanılırken, kendi üzerine düşen edimleri yerine getirmiş olan karşı tarafın da bundan dolayı zarara uğrayabileceğini gözeterek zararın bir kısmına tüketicinin katlanması gerekliliğine işaret etmiştir.
Kanunda bahsi geçen “devir ve teslim anı”ndan ne anlaşılması gerektiği konusunda Devre Tatil ve Uzun Süreli Tatil Hizmeti Sözleşmeleri Yönetmeliği daha ayrıntılı bir düzenleme taşımaktadır. Yönetmelik’in “Ayni hakka konu taşınmazın ön ödemeli satışı” başlıklı mülga 15/3. maddesinin 2. cümlesine göre “Kat mülkiyetine konu taşınmazın tüketici adına tescili veya kat irtifakına konu taşınmazın tüketici adına tapu siciline tescil edilmesiyle birlikte taşınmazın zilyetliğinin devri ile teslim veya devir gerçekleşmiş kabul edilir. Taşınmazın kullanıma hazır şekilde tüketiciye zilyetliğinin devredilmesi gerekir. Aksi hâlde teslim gerçekleşmemiş sayılır”.
Zilyetlik devrine ilişkin 6502 sayılı Kanun’da hüküm bulunmadığından konuyla ilgili genel hükümleri içeren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) göz önünde bulundurulmalıdır. 4721 sayılı Kanun’da zilyetliğin bir şey üzerinde fiili hâkimiyete sahip olma hâli olarak tanımlandığı ve taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde “hakkın fiilen kullanılmasının” zilyetlik sayıldığı (TMK, md. 973), zilyetliğin devri için ise “şeyin veya şey üzerinde hâkimiyeti sağlayacak araçların, edinene teslimi veya edinenin önceki zilyedin rızasıyla şey üzerinde hâkimiyeti kullanacak duruma gelmesi”nin arandığı (md. 977) dikkatten kaçırılmamalıdır.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, ön ödemeli devre mülk satışına dair sözleşmelerde taşınmazın devir ve teslimi anına kadar tüketicinin herhangi bir gerekçe göstermeksizin sözleşmeden dönme hakkının var olduğu ve devir/teslim olgusunun varlığının kabul edilebilmesi için taşınmazın tapu siciline tescil edilmesinin yanı sıra zilyetliğinin devredilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’ndaki anlatımdan hareket edildiğinde ve bilhassa devre mülk hakkının devre mülk sisteminin hukuki niteliği gereği müşterek mülkiyet ve bu mülkiyet hakkı üzerinde tesis edilen bir irtifaktan oluştuğu da gözetildiğinde; devre mülk sözleşmelerinde zilyetliğin devredildiğinden bahsedilebilmesi için sözleşmede kararlaştırılan kullanım hakkına uygun şekilde ve fiilen kullanıma hazır hâlde taşınmazın tüketiciye teslim edildiğini ispat yükü davalı satıcı üzerindedir.”
Şeklinde bir değerlendirme sunulmuştur.
Yine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 16/01/2024 tarihli bir ilamında “(…) cayma hakkının askıda olup olmadığının araştırılarak karara bağlanmasından sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmek üzere kararın kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine dair karar verilmesi” gerektiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak, Türk Borçlar Kanunu ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan hükümleri uyarınca, devre tatil sözleşmelerinde “tecrübe ve muayene koşulu” sözleşmenin yürürlüğe girmesi noktasında uygulanmakta; tüketicinin satın aldığı tatil hakkını bizzat görüp denemesi sağlanana dek sözleşme tam anlamıyla kesinleşmemektedir. Bu durumda tüketici, cayma hakkını kullanana veya yasal süresi dolana kadar sözleşme askıda kalır. Bu yapı, tüketiciyi koruyucu bir hukuki güvence teşkil etmekle, sözleşmenin zayıf tarafı olan tüketicinin suiistimal edilmesini de önlemeyi amaç edinmektedir.




Yorumlar